20 Mart 2009

Tavsiye ederim Elif Şafak'ın "Aşk" isimli kitabını, sürükleyip götürebilir hani ; biraz güncel ilişkiler, Yahudi bir aile, biraz Sufizm-Tasavvuf-Batınılik, biraz entrika, biraz karmaşa ama sonunda dinginlik ve umut vaadeden yazılar...

Kişisel not; biraz kolaj resim yapar gibi yazıyor gibi görünse de karışık yazar Elif Şafak ama karmaşık değil.
Sağdaki foto: Kitabın kapağı
Soldaki foto: Şems-i Tebrizi, kitapta sık sık adı geçiyor.

12 Mart 2009

Aşk-ı Memnu Aşk Sekizgeni:))



Ağız tadı önerileri 1

Roka'yı ya balıkçıdan ya iyi manavdan almak gerek, marketlerdeki roka çakma roka; iyi rokayı yemyeşil olur, pazı gibi yaprakları geniş olur.
Et devamlı etin yumuşak yeri olan, çizikli görüntüsü olan bonfile olmalı, bonfile alınmalı, antrikotsa dümdüz üstünde hiç bir iz görünmeyen sert ettir.
Şiş, çöp şiş, kıyma ne yaparsan yap, bonfile almak lazım.
Günün öneri yemeği Robespierre:

9 Mart 2009

Yeşil seks

Yeşil rengi genelde ya doğa-tabiat bağlamında yeşil çevre, yeşil dünya, yeşil barış bağlamlarında anıldı, ben yeni bir tanım ekliyorum. Yeşil seks: şöyle ki yeşil artık tasarrufun ve verimliliğin de rengi olduğuna göre sekse de uygulanabilir.
İşte liste:))
1- Duşta, jakuzide seks ya çok azaltılmalı ya da tümden kaldırılmalı. Neden mi, o kadar çok su sarfiyatı yapılıyor ki kuruyan çölleşen dünyamıza bir darbe de biz vurmayalım.
2- Seks yaparken ışıkları kısalım ya da kapayalım böylece aydınlatmak için daha az baraj yapılır daha az enerji tüketiriz, kimisi illa ne yaptığını görmek istiyorsa sabahleyin seksi önerebilirim.
3- Kondom kullanımı gerektirmeyecek faaliyetlerde bulunalım, ya da kondom firmaları tek kullanımlık değil mesela özel bir solüsyonun içine konulup temizlenebilen defalarca kullanılabilen çözümler üretsinler, böylece kondom üretmek için kauçuk, plastik ve petrol kullanımı azalsın topraklar ve havamız kurtulsun.
4- Seksin süresini maksimum 20 dk yapalım böylece kuduruk kuduruk saatlerce süren seksten sonra aşırı seksten kaynaklanan hararet aşırı yeme içmeye ve klima kullanımına yol açmasın, yeni tarım alanları açılsın diye ormanlar yanmasın, daha da çok su ve elektrik kullanılmasın.
5- Artık var mı, kaldı mı bilmiyorum ama porno dergiler kağıda basılmasın, ağaçlar kesilmesin.
6- Aşk, meşk, seks arayacağım diye internette daha az vakit geçirilsin böylece bolca elektrik tüketen bilgisayarlar geleceğimizi karartmasın.

8 Mart 2009

Bu haber aklıma hangi fikri soktu? Pipi bağlama!

İşte haber:
Tek penisli ikizler birbirlerinden ayrılamıyor! Bu ikizlerin sonu ne olacak?
ABD Ohio'da yaşayan Ronnie and Donnie ikizler dünyayı şaşırtıyor. Çünkü onlar 57 yıldan beri tek penisle yaşıyor.
Kardeşi ikizine "Benim küçük karım" diyor.
Traş olurken ayna kullanmayan ve birbirlerinin sakallarını kesen ikizlerin ten kavga ettiği konu televizyon kumandası. 29 ay hastanede tutulduktan sonra tek bir cinsel organları olduğu için birbirlerinden ayrılmadan yaşamalarına karar verilen ikizlerden Ronnie kardeşine "Benim küçük karım" diye hitap ediyor.

Şimdi gelelim benim önerime; eşcinseller "bekara karı boşamak kolaydır" deyişinde olduğu gibi sık sık sevgili değiştirdikleri için suçlanmıyorlar mı? Evet, dediğinizi duyar gibiyim, o zaman icraatın içinden bir önerim var. Birbirini evlenecek kadar seven eşcinsellerin bir bağlılık yemini töreni sonrası önce sembolik olarak birbirlerinin pipilerine nişan yüzüğü kurdelesi gibi kurdele geçirmelerini ardından ameliyatla pipilerini kaynak yapmalarını öneriyorum.
Yepyeni bir adet başlatıp dinlerde olduğu şekilde pipi sünneti ve vaftiz de olduğu gibi insan bedenini din-politik kültürüne alet etmeleri gibi eşcinseller de kendi kutsallarını yaratsınlar.
Bu hem manevi hem de sadakati ultra düzeyde sergileyen gelenek sonucu eşcinseller ne aldatabilsinler ne birbirlerinden ayrılabilsinler sıkıca birbirlerine yapışsınlar.
Ömür boyu mutluluklar...

6 Mart 2009

Gambiya'nın seks turizmi

Kişisel Not: Şimdi bu Gambiya'da neresiymiş ki, diyebilirsiniz. Hakikaten quelle-alaka bir ülke gibi gelebilir. Seks turizminin G.Doğu Asya, Tayland, Filipinler gibi ülkelerde özellikle çocuklara dair ve sado-mazo yanlarını bol bol yabancı medyada görmüş birisi olarak, bu haberi bir hayli ilginç karşıladım, hatta If İstanbul 2009 film festivalinde gökkuşağı filmleri içinde arkadaşımla birlikte seyrettiğim seks turizmini aktaran bir filmle (The Amazing Truth About Queen Raquela, Kraliçe Raquela’nın Harikulade Gerçekliği) alakalı olduğunu gördüm ama tam onun gibi değil.

Alttaki Wikipedia bağlantısına tıklayın ve mutlaka okuyun, meğer Türkiye'nin bu mini mini ülkeyle ilgisi ne de üst düzey ölçüdeymiş, acaba Tarlabaşı-Taksim taraflarındaki siyahilerle bir sohbet mi etsek, belki onlar daha iyi bilir:)

Gambiya, Afrika'nın en küçük ülkesi. Yüzölçümü 10 bin kilometrekareden biraz fazla. Sahip olduğu kaynaklar da, balık ve fıstıkla sınırlı.

Gambia lideri Yahya Cammeh ve bir hasta
Cumhurbaşkanı Cammeh AIDS'i teavi edebildiğini iddia ediyordu

Gambiya, diğer Batı Afrika ülkelerinden farklı olarak kârlı bir turizm şekli geliştirmişti: Seks turizmi.

Kıta Avrupası'ndan uçakla 6 saatte gidilebilen bu ülkeyi ziyaret eden özellikle İngiltere, Almanya ve İskandinav ülkelerinden kadınlar, yıllarca seks için Gambiya'ya gittiler.

Bu dönem son veren ise askeri bir darbeyle iktidara gelen Yahya Cammeh oldu.

Ancak Yahya Cammeh, bazı uygulamalarıyla tartışma da yaratıyor.

"Madam. Ben, resmi tur rehberinizim ve size bu ülkeyi resmi bir tur eşliğinde gezdireceğim."

Birdenbire karşımda gördüğüm neşeli adamın bu sözleri, sürpriz oldu benim için.

"Eğer isterseniz, seyahat programını tartışmak üzere ofisime gelebilirsiniz" diye sürdürdü sözlerini, karşıma çıkan bu şık adam.

Daha sonra gittiğim otelime yakın bu "ofis" ise dört direk üzerine konmuş "hasır bir çatıdan" ibaretti.

Haki renkte üniforma giymiş, erkekler vardı çevrede.

"Ofiste" beni karşılayan kişiye, "Kim bunlar?" diye sordum.

Verilen yanıt, "Onlar, turist polisleri. Burada daha önce gözlenen 'saçmalıklar' tekrarlanırsa, bu durumu bize bildiriyorlar" oldu.

Birkaç yıl önce ne zaman Londra'dan Gambiya'nın başkenti Banjul'a gitsem, uçakta belli bir yaştaki yalnız ya da birlikte seyahat eden kadınlar olurdu.

Tıpkı Tayland'a güneş, deniz, kum ve seks için giden Avrupalı erkekler gibi, bu kadınlar da hemen hemen aynı şeyler için Gambiya'ya giderlerdi.

Fakir Gambiya'nın erkekleri, para kazanmanın, hatta bazen Avrupa'ya gitmenin yeni bir yolunu bulmuşlardı.

Gambiya'nın uzun ve baştan çıkarıcı plajlarında dar mayolarıyla görürdünüz bu kişileri.

Kaslı vücutlarıyla ve sempatik gülüşleriyle, belki bir ya da iki kez evlenip boşanmış ya da ülkelerinde aşkı bulamamış Kuzey Avrupalı kadınlar için direnilmez olurlardı.

Gambiya, nüfusunun çoğunluğu Müslüman ve geleneklerine oldukça bağlı bir ülke aslında.

O nedenle bahsettiğim erkekler ailelerini utandırırlardı. Ancak hayati önemde nakit parayı da getirirlerdi ailelerine.

1994'te darbeyle iktidara gelen genç bir asker olan Yahya Cammeh için, ülkesinin giderek artan bir şekilde seks turizmiyle anılması, tam bir utanç kaynağıydı.

Yahya Cammeh ya da kendi tercih adıyla Ekselans Profesör Doktor Alhaji Cammeh, "Artık yeter" dedi.

Seks turizmine dahil olan Gambiyalı erkeklere karşı sert önlemler aldı Yahya Cammeh.

Önce, onların mahkumlara benzer şekilde tuhaf, çubuklu üniformalar giymelerini zorunlu kıldı.

Ancak ülkede seks turizmini durdurmadı, kadınların bu amaçla Gambiya'ya gelişleri sürdü.

Daha sonra ise bir turist polisi oluşturuldu ve büyük temizlik başladı.

Turistlere iyi davranan ve bilgili rehberlerden oluşan bir birim yaratıldı. Yahya Cammeh, Gambiya'da turizmi dönüştürmeyi başardı.

Elbette Gambiya'da hala, kendilerine genç bir "arkadaş" arayan tuhaf "yaşlı kadınlar" görebilirsiniz ancak hiçbir şey eskisi gibi değil.

Gambiya şimdi gerçekten seyahat etmesi hoş bir yer.

Ben ise Gambiya lideri Yahya Cammeh'e, bunu nasıl başardığını sordum.

Genelde, kendisiyle bir mülakat ayarlamak çok kolaydır. Fakat ben şanslı değildim.

Son olarak Gambiyaya gittiğim gün, Enformasyon Bakanlığı'nı feshetmişti. Oysa, benim ülkede temas kurduğum kişiler bu bakanlıkta çalışıyordu.

Gerçekten hayalkırıklığı yaşadım. Çünkü kendisine yöneltmek istediğim başka sorular da vardı:

Örneğin, niye İngiliz bir çifti, hükümetini eleştiren bir e-posta gönderdiği için bir yıl hapis cezasına çarptırmıştı?

Niçin, BBC'nin Gambiya'daki muhabiri, gece evinin ateşe verilmesi sonrası, eşi ve bebeğiyle ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı?

Neden geçen yıl tüm eşcinsellerin ülkeyi terk etmeleri yönünde emir vermiş, aksi takdirde onların başlarının kesileceğini söylemişti?

Ve gerçekten, AIDS hastalarını, bitkisel ilaçlar ve muzla tedavi ettiğine inanmış mıydı?

Gambiya'nın bir taraftan giderek daha baskıcı bir ülke olması, diğer yandan da turistler için daha cazip bir yere dönüşmesi, doğrusu kafa karıştırıyor.

Bu iki gelişmeden de doğrudan Gambiya lideri Yahya Cammeh sorumlu.

Ben ise daha önce yarı çıplak bir şekilde plajda gezenler yerine bu ülkeye son gidişimde beni karşılayan genç ve nazik adamla muhatap olmayı tercih ediyorum.

5 Mart 2009

İETT, ÇakmaMetro-Kuyruklubüs

Eklenme Tarihi : 05.03.2009 10:58:54 |
Gönderen :
Vatan Süre: 1.23 dk
VATAN’ın metrobüs testi
Hayrını göremedik. Video Bağlantısı


3 Mart 2009

Küçük Amerika

Anadolu'nun iç bölgeleri Teksas'a;
Doğu'su Kayalık Dağları'na;
G.Doğu'su Meksika sınırına;
sahilleri Kaliforniya'ya;
İzmir'i Boston'a;
İstanbul'u New York, Singapur, Hong Kong vb.ne
iyice benzemeye başladı, sulandırılmış, asidi kaçmış bozuk kola misali tadı kaçık, halkı toptan kaçık ya da tek düze bir halk yığını olmaya iyice yaklaşıyoruz. CNN Türk'te yemek programı sunan Mehmet Yaşin'in Vatan Gazetesi'ndeki mülakatını okuyunca bu kanım iyice netleşti. ( Anadolu alkolsüz bir yarımada olacak, Bırakın Erzurum’u, Balıkesir’de bile bir tek içkili restoran kaldı)

27 Şubat 2009

Bir inancın içi nasıl boşaltılır?
























Mine G. Kırıkkanat
Sidikli düşmanlık

Sorunun cevabını

Mine Kırıkkanat çok manalı bir örnekle anlatmış.
Bana göre Türkiye'de yaşayanların din anlayışında pek farkedilmese de Hindistan kaynaklı etkiler çok büyük. Zaten İslamiyet'te de bu etkiler çokça, nasıl ki İngilizler Latin kültürünü Fransız süzgecinden aldılarsa biz de Hindistan etkilerine çok açık olan İslamiyet'i yine Hint kültüründen epeyce etkilenmiş İran'dan devraldık. Bu bağlamda yazı bence daha da önemli.

Hindistan'da inekler, bizde de koyunlar çarpık dini dogmaların tezahürü. Hindistan'da ineklere kutsiyet atfedenler, bizde de her Kurban Verme ayında ortalığı kan gölüne buluyor. İnekler koca Hinduizm'in neredeyse tek sembolüne dönüşürken, türbansa memleketimizde aynı konumda.
Yazıyı okuyunca Mekke Kola'nın ve Yahudilerin Koşer'ine özenen Helal gıda uygulamasının ne demek olduğunu daha iyi anladım.

Milliyetçilik'in son derece dünyevi bir konu olduğu halde insanlara din sosuna bulandırılıp sunulması, imaj kaygısı ve reklam-pazarlama taktiklerinin Hristiyan misyoner ahlak(ını)sızlığını aratır olması miğde bulandırıcı, kusmak istiyorum.

Hindistan kast sisteminde tıkanırken Türkiye'yse işbilir, kurnaz mürteciler; bin yıllık-yüz yıllık hayallerinin peşinden koşarken kendilerini Türkiye'de bulan Neo-Anadolular; referanslarını Batı'da görenler; sekizyüz yıldır ovalarda ve dağlarda sindirilenler; ezelden beridir hiç bir dini, kimliğine tam olarak yedirtmeyen üç bin yıllık orijinal Anadolulular ve onların Doğudan gelen benzerleri olan önce kuraklık, sonra sıkışıklık, en sonunda da Cengiz Han vb..lerinin mağdurları ve kaçkınlar arasında sıkışıyor. Post-modern heterojenlik mi, Modern homojenlik mi kazanacak göreceğiz ama her iki durumda da kim kazanacak o önemli!

25 Şubat 2009

Aristoteles sağolsun. Spartaküs'ü beklerken...


İyi'nin ne olduğu konusunda değer yargıları sağa sola savruluyor.
Efendi-köle, karı-koca, baba/anne-aile ilişkileri yeniden yorumlanıyor.

Yeni köleler ve efendiler dönemindeyiz. Gerek ailede gerekse de şehirde yeniden tanımlanan ekonomik ilişkiler ağı hukuku, ahlakı biçerdöver misali ezip geçiyor. Yeni yurttaşlara yüksek bir yaşam düzeyi sağlanıyor. Kimilerinin özgürlüğü ötekilerinin köleliğine bağlı. Uygar bir halkın (yaratılan yeni efendiler) kendi kültür kalıtımını sürdürebilmesi için, öteki ırkları, toplulukları sömürmesi ve insan haklarından mahrum bırakması gerekir.

Yeni yurttaşların geçimi çalışmaya değil mülkiyet, faiz ve soyguna dayanmaktadır. Kölelerse tutunmak için mülkiyet kazanmanın peşindedirler, aralarından bazıları hizmetçi kategorisine geçerler, bu bir yurttaşlık değildir ama en azından köle olmaktan iyidir, fakat hizmetçilerin sayısı sınırlıdır, çok hizmetçi az iş yapar da ondan. Hizmetçiler çalışır ama öylesine, çok değil. Köleler çok çalışır ama nafile. Hizmetçiler kölelerden çekinir, farkedilir diye, o yüzden sırtını dayar efendiye.

Kölelerin yiyeceğini sağlamaksa popüler bir iştir. Kölelerin dekor olduğu, yeni yurttaşların pislik temizleyen deterjan misali yardım duygularını kullandığı, yardım yaparken köleliğe yataklık yaptıkları o bildiğimiz sömürü düzeni. Yeni yurttaş finansçılar oyun oynayarak, yeni yurttaş tacirler kazıklayarak köleleri yağmalamaktadır, bu onların geçim kaynağıdır.
Kölelelerin düşünme yetileri körelmiştir, çocuklarınkiyse gerilemiştir. Kölelerin yeni erdemi itaat, uslu durmak, efendimiz nimet-efendimize şükret çizgisindedir.

Başıboş eşekler misali harcamalar ve cinsel aktivite denetimsizdir. Doyumsuzluk hattında mutsuzluk kat kat büyümektedir ya da tersi. Hoşnutsuzluk ve suç hep gündemdedir.

İstikrardan anlaşılan büyük farklılıklar yaratan mülkiyet ve servette hakça dağılım değildir. İstikrardaki amaç; yeni efendi yurttaşların işin suyunu çıkarıp, her şeyi yüzlerine gözlerine bulaştırmalarını önlemek, köleler ve hizmetçiler içinse daha fazlasını talep etmeyi önlemektir, bu durum onları ezmez ama zayıf bırakır.

Köleler ekmek, şarap ve gösteriden başka bir şey düşünemez olmuştur, bu durum yeni yurttaşları köle belasından uzak tutar, kölelerin bir kısmıysa pis işlere bulanmıştır. Köleleri yönetmek uyanık bir iktidarın işidir, köleler başıboş kalırsa kendi benliklerini bulur, eşit hak talep etmeye başlar, pek fena davranıldı mı da kınayıcı ve ayaklanıcı olurlar, maharet gerektiren bir dengedir.

Keyfi yönetim ve tiranlığın önünde anayasa ve gelenekler duramamaktadır, anayasa oyuncak, yasalar hilkat garibesidir.
Cüretkar ve hamasi tavırlar hep puan toplar, köleler ayran budalası...
Denetleyenler pek rahat, denetlenenler baskı altında gizlice yasaları çiğnemektedir.
Yeni yurttaşlar sürekli savaş halinde olmuşlardır ama barış nedir bilmezler, savaşı kazanınca doyuma ulaşıp orgazm olurlar ve sonrasında çökerler.
Demokrasi toprağı heyelanla kaymış ve altındaki demagoji zemini ortaya çıkmıştır.
All happy, lucky, fucky; sheeps, bitches, pussies, asshole slaves...

20 Şubat 2009

Canlı yayında ilginç tartışma! Nurşen Mazıcı :)


Bir Nurşen Mazıcı klasiği, O'nu bize kazandıran Ruhat Mengi'ye teşekkürler:)

Hamza Türkmen:
Laiklik bir kere, bir, bize ait bir şey değil.

Nurşen Mazıcı:
İslam da bize ait değil beyefendi. Suudi Arabistan'dan gelme, o da ithal bir şey
.


Hamza Türkmen:
Ben Müslümanım

Nurşen Mazıcı:
Ama o da ithal, bize ait değil.


İşte cevap böyle olur! Nurşen Mazıcı hocamız lafını da koymuş:)))

19 Şubat 2009

Değişmeyen Siyaset

Hep aynı insanlar siyaset yapıyor veya siyasette değişim yaşanmıyordan yakınmayacağım
(gerçi 2009 Mart'ında Yerel Seçimler geliyor, umudum değişimin dürüstlükten ve verimlilikten yana olması) ama tepkisizliğin sonuçları sadece siyasette de görülmüyor; herhangi bir anlık, 2 saatlik, günlük ya da her hangi bir zaman kesitinde olsun birarada olduğumuz zaman tepkilerimiz ya şiddete dönüşüyor ya da sönük kalıyor. Siyasette veya herhangi bir sonucu elde etmeye yönelik topluluk içinde insanın elinde güç, (iyi) niyet, ciddi tepki biraraya gelip insanı katılıma zorlayabilir. Bu üçlüyü yaratmak içinse altyapı lazım, elimizden en iyi gelebilecek olan da bu aşama da o altyapıyı sağlamak.
Yazıyı yazmama sebep olansa If İstanbul Film Festivali'nde seyrettiğim İsveç filmi İstemsiz-Involuntary'de (aslında Gönülsüz diye çevirmek aslına daha uygun olurdu) gördüğüm bir eğitim sahnesiydi. Sahnenin konusu şöyle; öğretmen sınıftan seçtiği (bana kalırsa biraz da çekingen) bir öğrencisini dışarıda çıkartıp bekletilir. O dışarda beklerken içeride öğretmen sınıftaki öğrencilerle anlaşır, anlaşmaya göre dışardaki öğrenci içeriye girdiğinde tahtadaki şekillere ilişkin vereceği yanıtların hep tersi söylenecektir. Mesela bir uzun çubuk çizilmiş bir de kısa, öğretmen hangisi uzun diye sorduğunda öğrenci uzunu işaret ederken sınıf kısanın uzun olduğunu iddia edecektir. Filmde öğrenci, dördüncü denemede önce doğru olanı işaret etse de, hemen kısa süre sonra yanlış olanı sınıftaki gürültücü kalabalığın uğultusu baskısında, yanlışı işaret eden parmaklar arasında yanlışın doğru olduğunu kabul eder.
Sonuçta hem İsveç eğitiminin bireyin özgürlüğünü kazandırmaya dönük olduğunu görüp bir daha hayıflandım ama toplumsal itirazın güdük kalışının sebebini bir kez daha anladım. İtiraz etmek içimize sinmemiş, kuşku duymak kuruntuyla özdeş hatta kuşku duyanlar gözden düşmeye mahkum, neyse sonuçta bu mesele de geldi çattı şu meşhur "her şeyin başı eğitim" lafına ama ben okul eğitimi dışında da pek çok şey yapılabileceğine inanıyorum, onu da gelecek yazılarıma saklayayım.

15 Şubat 2009

Güneş enerjisiyle çalışan cep telefonunu

Samsung, güneş enerjisiyle çalışan tam dokunmatik ekranlı cep telefonunu üretti.

Güney Kore’li elektronik üreticisi Samsung, arka kapağında Güneş enerjisinin toplanmasını sağlayan bir panel bulunan ve bu sayede enerjisini Güneş’ten alan cep telefonu “Blue Earth”ü tanıttı. Kullanılmış plastik şişelerden elde edilen PCM malzemesiyle üretilen mavi renkli telefon insan sağlığına ve doğaya zararlı olduğu bilinen berilyum, fatalat ve BFR (Brominated Flame Retardant - Alevlenmeyi Engelleyen Brom) kullanılarak üretilen parçalar içermiyor.

Şimdi bu haberi okuyunca aklıma arkasındaki ufak el değirmenini çevirerek şarjlanan telefon da geldi. Aslında enerji verimliliği ve tüketimi için o kadar çok çözüm var ki! Dünya'nın altını üstüne getirip petrol bulucam, kömür yakıcam diye ortalığı tozu dumana katmanın bedellerinden iyice sıkıldım, son 250 yılımız bu saçmalıklarla geçti. Güneş, rüzgar, dalga, okyanus akıntıları, jeotermal, su, hidrojen, suyun aktığı yerlerdeki yükseklik farklarından faydalanan jeneratörler, manyetizma, ışığın fotonlarının özümseyici sistemler vs... nice çözüm ortada ama kimse dönüp ciddiyetle bu işe girişmiyor ya da girişmeleri istenmiyor. Araplara, Ruslara, ABD'ye ve petro-kömürle alakalı her türlü sistemi üretenlere para kazandırmaktansa kendi elektriğimi kendim üretmek isterim, burası Türkiye olduğu için ondan da hava parası alamaya kalkarlar ya neyse, onun da mücadelesi başka olur:)

11 Şubat 2009

Ölümden para kazanmak - Profiting From Mortality

Eskiden firavunların piramit mezarları soyulurdu, şimdilerdeyse daha ölmeden cenazesi para eder olduk.
Başbakan RTE'nin
dil sürçmesi sonucu önce “Eşek ölür kalır eseri. Pardon pardon” deyip, sonra da “Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri” diye düzeltmesi üstüne de “medyaya malzeme çıktı” demesiyle birlikte ehh ben de artık blog yazarı olarak Aydın Doğan olamasam da kendi blogumun patronu olduğuma göre; bu hangi ruh halinde söylendiği anlaşılamayan, hayli tuhaf ve ne yöne gittiği belirsiz lafın [Yalçın Küçük (Epilepsi ve Orgazm)] aşağıdaki bağlantıyla bir alakası olabileceğini düşündüm.
Kapitalizm'in verimlillik anlayışının ne kadar insancıl olduğunu gördüm. Kapitalizm'i Akbaba mı, Kuzgun mu, Karga mı artık hangi gudubet hayvana La Fontainevari benzetirsiniz bilmem ama bu ölüm senetlerinin hiç de hayırlı olmadığı kesin, benim korkum Mortgage [Morkıç] saçmalığından sonra bizim cin fikirli, pek kurnaz, gözlerinden zeka değil de "abi bu adam da ne kekmiş" diye sevinç parıldayan bazı Türklerin de bu işlere soyunması.

http://www.businessweek.com/magazine/content/07_31/b4044001.htm


JULY 30, 2007

Death bonds may be the most macabre investment scheme ever devised by Wall Street